ÖZGE UZUN

ozge-uzun

İLK RÖPORTAJ, İLK HEYECAN

Türkiye’nin en çok izlenen haber bülteninin, izleyicileri ekrana bağlayan, güzeller güzeli spikeri o. Sarı saçları ve bal rengi gözleri kadar, mini eteğiyle de gündemde bu ara… Özge Uzun’dan başkası değil sözünü ettiğimiz. Yaşadığı tüm güçlüklere rağmen, ayakta kalmayı başaran, bu cesur kadına selam ediyor ve hakkında merak edilenleri öğrenmek için, kulak veriyoruz kendisine…

Güneşli diyemeyeceğim bir Şubat sabahı… Taksiye atladığım gibi şirkette alıyorum soluğu. Çünkü röportaj için sözleştiğim çok özel bir misafirim var. Arka kapıdan girip, koşar adımlarla stüdyoya ulaşıyorum. Makyaj aynasının önünde, tüm sempatikliği ve güzelliğiyle oturuyor Özge Uzun. Bir-iki saat içinde başlayacak olan çekime hazırlanıyor. Hemen selamlaşıyor ve kahvelerimiz eşliğinde başlıyoruz sohbete. İki “Uzun”, yan yana oturuyoruz. Oturmamız daha sağlıklı; çünkü Özge Uzun, benden 20 cm uzun! Tam 1.80 m boyunda. TV yanıltıyor insanı… Yakından bakınca, çok daha güzel göründüğünü fark ediyorum, 30 yaşındaki bu genç kadının. Nezaketine, titizliğine ve içtenliğine hayran oluyorum. Hikâyesini dinledikçe, daha da büyüyor hayranlığım; hayatının her evresinde, cesaretin sınırlarını zorladığını öğreniyorum.

12 yaşında, Ankara TRT Radyoları’nda çalışmaya başlıyor Özge Uzun. Uzun sürecek radyo ve televizyon yolculuğuna, böyle çıkıyor işte… Turizm ve otelcilik lisesine giderken, en büyük hayali, iletişim okumak. Liseden sonra, çalışmak zorunda olduğu için rafa kalkıyor bu hayal. Vakko’da tezgâhtarlık yapıyor bir dönem. Dayanamıyor, kısa süre sonra geri dönüyor radyoya. Aklındaki asıl proje, İstanbul’a gelmek. Ve bir gün, bir iş umudunun peşinden sürükleniyor, bu koca şehre. Henüz 19 yaşında, yalnız ve tecrübesiz bir kız olarak; Âlem FM’de çalışmaya başlıyor. Sonrasında gelen ilk evliliği, NTV’de yaptığı haber seslendirmeleri ve nihayetinde haber spikerliği… Su gibi geçiyor zaman. Sekiz yıl süren NTV serüveninden sonra, ana haberleri sunmak üzere, Fox TV’ye transfer oluyor ve birkaç gün sonra, hamile olduğunu öğreniyor. Kariyeri ve çocuk özlemi arasında bir seçim yapması gerekiyor. Oğlunu seçip, daha erken saatteki 17.30 haberlerini sunmaya başlıyor. Sonrasını biliyorsunuz zaten; bilmediklerinizi de aşağıdaki satırlarda anlatıyor…

Kendi ağzından, Özge Uzun’un “kısa tarihi”ni alabilir miyiz?
1979 yılının soğuk bir kış akşamı, Ankara’da dünyaya geldim. Babaannem ve dedem büyüttü beni. Mutlu bir çocuktum; ama her zaman aileme göre aykırı bir yanım vardı.

Burada sözünü ettiğin, ne tür bir aykırılık? 
Biraz deliydim. Babaannem hâlâ, “Deli kızım!” diye sever beni. Biliyorum, bazıları için, dışarıdan bakıldığında; sakin, durgun ve hatta soğuk görünen biriyim. Ama bu bedenin içinde; aklına eseni yapan, deli bir kadın var. Mesela; ikinci evliliğimi yapmaya, 15 günde karar verdim ve imzayı attım. Anlayacağınız, o an içimden ne geliyorsa onu yapıyorum!

Henüz 30 yaşındasın ve ilk evliliğini çok genç yaşta yapmışsın. Seni, o yaşta evlenmeye iten neydi? 
İki evliliğimde de evlenmeye aniden karar verdim. İlk evliliğimi yaptığımda, 22 yaşındaydım ve çok âşıktım. Neden o yaşta evlendiğimi, kendime hâlâ soruyorum! Ama iyi ki evlenmişim. O dönem yaşadığım şeyler, beni çok olgunlaştırdı; şu an yaşadığım ilişkiyi ve evliliğimi nasıl ayakta tutabileceğimi; ilişkide ne gibi fedakârlıklar yapmam gerektiğini gördüm.

Kaç yıl sürdü bu evlilik?
1998 yılında İstanbul’a geldim. İlişkimiz, 2000 yılında başladı; 2001 yılında evlendik ve üç yıl sonra boşandık.

İstanbul’a gelme hikâyen oldukça ilginç. Pek çok zorluğu göze alarak çıkmışsın yola…
İstanbul’a Âlem FM’de çalışmak için geldim. Ankara’da, TRT radyosunda ve özel radyolarda çalışmıştım. Ancak, hayalimde hep İstanbul’a gelmek vardı. Ankara’da birlikte çalıştığım bir arkadaşım, Âlem FM’e transfer olunca, ona ses kayıtlarımı gönderdim. O da, kayıtları, radyonun yöneticisi olan Şafak Karaman’a dinletmiş. Şafak, sesimi beğenmiş ve “Gelsin, bir deneyelim.” demiş. İşe alınmış olmamama rağmen; neyim varsa topladım, cep telefonumu sattım, buzdolabının üstüne annem için bir not bıraktım ve İstanbul’a geldim. Yaptığımız deneme kayıtlarından sonra işe kabul edildim. Sonrasında, beni daha da olgunlaştıran ve bulunduğum yerin değerini anlamamı sağlayan, çileli bir süreç yaşadım.

İstanbul’daki o ilk günlerinde, ne gibi sıkıntılarla yüzleştin?
Uzun yıllar, Kocamustafapaşa’da; 1960’lı yıllardan kalma, gecekonduyu andıran, taş bir binanın çatı katında yaşadım. O zamanın parasıyla 120 milyon maaş alıyor, 55 milyon kira ödüyordum. Bir buçuk yıl, tek bir sünger yatağın üzerinde yattım; sonradan, her şeyi yavaş yavaş aldım. Bir buzdolabım vardı mesela; artık, beşinci el miydi, altıncı el mi, bilmiyorum!

Sanki yaşadığınız bu şartlardan kurtulmak için evlenmişsin; yanılıyor muyum?
Aslında, ilk eşimle, ilişkimiz de evliliğimiz de dediğiniz gibi gelişti. Sonuçta, İstanbul’a daha yeni gelmiştim; kimseyi tanımıyordum, zorluklar yaşıyordum ve bana gerçekten sahip çıkacak birine ihtiyacım vardı.

Kariyerine geri dönelim; radyoculuğu bırakıp televizyona geçmeye nasıl karar verdin?
Radyoculuktan sıkılmaya, kendimi tekrarlamaya başlamıştım. Kariyer odaklı çalışmam gerektiğine karar verdiğim bir dönemde, NTV’de, haber seslendirmesi için birini aradıklarını duydum. Gittim, ses kayıtlarımı bıraktım. Uzun süre cevap gelmedi; 10. günün sonunda, “Gel başla.” dediler. NTV’ye gittim; Oğuz Haksever’le tanıştım ve hayatım değişti.

İşin bambaşka bir alanına geçmişsin bir anda; zorlanmadın mı?
İlk başta çok zorlandım. İyi bir diksiyonum olmasına rağmen, daha önce hiç haber okumamışım. Uzun süre, haberleri, şiir okur gibi okudum. İşimiz çok stresliydi ve ben, pratiğim olmadığı için sürekli hata yapıyordum. Hatta bir dönem, çok ciddi sürmenaj geçirdim. Eski eşim anlatıyor; bir gece, saat 02.00’da, “Benim haber okumam lazım!” diye fırlamışım yataktan. Üç ay, işe ağlaya ağlaya gittim; eksik olmasın, o aralar, Oğuz Abi sürekli beni çalıştırdı. Üç ay sonunda, herkes, haberlerini benim okumamı istiyordu.

Haber spikerliğinde de, Oğuz Bey’in desteğini aldın mı? O süreç, nasıl gelişti?
Ekin Olcayto, bizimle çalışıyordu. O ayrılınca, spiker açığı doğdu ve rahmetli Mehmet Taciroğlu, beni, bu iş için çok uygun olduğuma inandırdı. Ondan aldığım gazla, Oğuz Abi’nin yanına gittim. Ben daha bir şey söylemeden, ne istediğimi anladı ve “Tamam, ben konuşacağım.” dedi. Bir deneme çekimi yaptık ve haber spikeri olarak göreve başladım.

İş hayatın boyunca, yaşadığın en büyük sıkıntı ya da sinirlerini en çok bozan şey neydi?
Türkiye’de, özellikle göz önünde bir iş yapıyorsanız, kimseyi memnun edemiyorsunuz. Takdir duygusu çok az; mutlaka birinin desteğiyle bir yere geldiğine inanıyorlar. Birileri ilk adımı atmama yardım etti tabii ama yürümeye ve koşmaya tek başıma devam ettim! Benim en büyük dezavantajım ve her zaman eksik kalmama neden olan şey, iletişim fakültesi okumamış olmamdır. Belki eğitimim yüzünden, belki de erken yaşta bu işe atıldığım için, çok zor kabul gördüm. Onca yıldan sonra bile, “prompter spikeri” olduğumu, prompter olmazsa bir şey yapamayacağım düşünülüyor. Oysa ben, haber kanalında çalışmış, çok önemli olaylarda ve durumlarda yayında kalmış biriyim. Irak Savaşı’nda, depremlerde, ölümlerde, hiçbir falso vermeden sürdürdüm yayını. Şu anki işimde de; haber yazıyorum, toplantılara katılıyorum ve işin her safhasında olmaya çalışıyorum.

Stüdyodaki sohbetimiz esnasında, Fox TV’ye geçerek çok büyük bir risk aldığından söz etmiştin. Neydi bu risk?
Fox’tan teklif aldığımda, NTV’de kabul görmüş bir spikerdim. Orada kalsam, aynı kurumdan emekli bile olabilirdim. Ama beş yıl, gece haberlerini sunmuş ve gece çalışmaktan bıkmıştım; gündüz yaşamak istiyordum. Fox’tan teklif gelince risk aldım ve kurulu düzenimi bırakarak, yeni bir oluşuma dâhil oldum. Yeni ekibimle çalışmaya başladığım ilk gün, buna değdiğini anladım; çünkü bana istendiğimi, başarılı olduğumu hissettirdiler.

Hamile olduğunu, FOX Haber’e transfer olduktan kısa bir süre sonra öğrenmişsin. Sonrasında, ciddi sağlık rahatsızlıkları olan bir çocuk dünyaya getirdin. Tam da kariyerinde zirveye ulaşacağın bir dönemde, sınandığını düşünüp kadere isyan ettin mi?
Bunun bir sınav olduğunu düşündüm. Hamilelik, kafamdaki son şey bile değildi. Öğrendiğimde inanamamıştım.

Yaşın genç; o noktada kariyerini seçip, ana haber spikeri olarak devam edebilirdin yoluna… 
Birkaç gün, çok ciddi şekilde düşündüm bunu. Aslında, ilk evliliğimden beri istiyordum çocuk yapmayı; ama bu, hayatınızın tamamını etkileyecek, zor bir karar. Üstelik hamile kaldığımda, daha yeni evlenmiştim ve eşimin, ilk evliliğinden bir çocuğu vardı. Ben kadere inanırım ama insanın kaderini, zekâsıyla yönlendirebileceğini düşünürüm. Önümde iki yol vardı; ben, oğlumu seçtim. O noktadan sonra, eşim Volkan’ın ne düşündüğü de umurumda değildi. Çünkü doğacak olan benim bebeğimdi, benim sorumluluğumdu. Onun için; bedenimi o hâle getirecek, onu büyütecek, acısını çekecek olan bendim. Hiç pişman değilim; çünkü geçirdiğim bu zor dönem, beni, insani ve mesleki açıdan çok olgunlaştırdı.

Oğlun pek çok problemle dünyaya geldi. Hamileliğin esnasında, bu problemler hakkında bir fikrin yok muydu?
Hayır. Yapılan testlerde ve ultrasonda, hiçbir problem görünmüyordu. Hamileliğim süresince, her şey yolundaydı.

Peki, doğumdan sonra; yani engelli bir çocuğa sahip olduğunu öğrenince, ne hissettin?
2007 yılının 17 Kasım’ında, sabah saat 08.00 gibi doğum yaptım. Eşim, benimle birlikte doğuma girmişti ancak doğumdan sonra ortadan kayboldu. Annem, sürekli sigara içmeye çıkıyordu. Hiçbir anlam veremiyordum olanlara; bebeğimi görmek için sabırsızlanıyordum sadece. Aynı günün akşamında, çocuğumun problemli doğduğunu söylediler bana. O akşam, parmaklarının yapışık olduğunu öğrendim; sonraki gün, boynundaki ve eklemlerindeki problemi… Anlayacağınız, hastalıklarından yavaş yavaş haberdar oldum.

Hayal kırıklığına uğradın mı?
İnsan bir sürü hayal kuruyor sonuçta; çocuk sahibi olan her ailenin, doğum yapan her kadının kurduğu türden hayaller… Bu hayallerin hiçbirini gerçekleştiremedik. Özellikle, ilk iki ayımız, sürekli hastanede geçti. Yeni doğum yapmış kadına; yeni çarşaflar alınır, kurdeleler takılır, loğusa şerbetleri yapılır ve kadın bir süre dinlenir. Tahmin edersiniz ki, böyle bir şey de olmadı! İlk aylarda, hep bir burukluk içindeydim. Hangi anne oğlunun; koşamayacağını, belki hayatı boyunca koltuk değneği kullanacağını ya da sağlıklı bir çocuk olamayacağını, duymak ister? Belli bir kabullenme süreci yaşadım ama zamanla alıştım oğlumun durumuna. İsyan etmedim; “Bebeğimi kaybetmemek için ne yapmalıyım?” diye düşünmeye başladım.

Bu kadar güçlü durmayı nasıl başarıyorsun?
Şimdiye kadar çok iyi idare ettim. Ama bazen, geceleri uyanıp sebepsiz yere ağlamaya başlıyorum. Bebeğimin durumuna ağlamıyorum; sadece deşarj oluyorum. Bir de; kendime, hayata ve oğluma dair yazılar yazıyorum. Bu yazılarımı, belki ileride, bir kitapta toplarım. Böylece, birilerine ilham verebilirim.

İş hayatını ve oğlunun bakımını bir arada sürdürmek, güç olmuyor mu?
Tabii ki güç oluyor. Ancak, oğlumla bizzat ilgilenen annem ve beraber çalıştığım Fox Haber ekibi, işimi kolaylaştırmak için her şeyi yapıyor. Ekibim, oğlum doğduktan sonra, bana her türlü anlayışı gösterdi. Ben de onların bu iyi niyetini suiistimal etmemek için elimden geleni yaptım. Şöyle bir anekdot anlatayım size; oğlum Ankara Gazi Üniversitesinde kalp ameliyatı geçirdi. Ameliyat, Perşembe günüydü ve benim hafta sonundaki ana haberleri sunmam gerekiyordu. Aslında, izin alabilirdim ama almadım; çünkü buna alışmam ve yaşamımı sürdürmem lazım. Cuma gecesi uçağa binip İstanbul’a gittim; hafta sonu haberlerini sundum ve sonra Pazar akşamı oğlumun yanına döndüm. Alışmaya, normal düzenimi sürdürmeye, arkadaşlarımla görüşmeye ve haftada iki gece dışarı çıkmaya özen gösteriyorum. Kendimi şarj etmem lazım; yoksa oğluma ihtiyacı olan desteği veremem.

Hayattaki en büyük isteğin nedir?
İkinci bir çocuk sahibi olmayı çok istiyorum. Ancak, oğlumun hastalığı benim genlerimden kaynaklandığı için, ikinci çocuğumun da benzeri engellerle dünyaya gelme ihtimali var. Şimdi, oğluma ve bana çeşitli DNA testleri yapılarak, oğlumun hastalığının neden kaynaklandığı ve ne olduğu tespit edilmeye çalışılacak. Benim en büyük korkum, ortaya çıkan bu engellerin, bir nedeninin olmaması; zira o zaman, ikinci bir çocuk doğuramayacağım. Oğlumun sağlıklı bir çocukla birlikte büyümesini istiyorum. Benim iki erkek kardeşim var; onlar benim yârenlerim ve hayatta en çok güvendiğim kişilerdir. Oğlumun da bunu yaşamasını isterim.

Haber bülteninde giydiğin mini etek ve bacakların olay yarattı. Bu olaydan sonra neler yaşadın, neler hissettin?
Tabii ki çok üzüldüm. Uzun süre, ekranda, etek giyemedim. “Acaba bir yerde yanlış mı yaptım, kendimi çok mu öne attım?” diye düşünmeye başladım. Sonra, yayın yönetmenimiz Doğan bana dedi ki: “Sen, bu kadar şeyi atlatmış, oğlunu hastanede bırakıp haber sunmaya gelmiş bir kadınsın. Şimdi, iki tane kıytırık adamın dediklerine, yazdıklarına mı üzülüyorsun?” Haklıydı. Bu benim! Güzel giyinmeyi seven, yaşına ve yaptığı işe uygun giyinen bir kadınım. Görsel bir iş yaptığım için, insanların gözlerine de hitap etmem lazım. Ve çok şükür bacaklarım var! Gündeme gelmek gibi bir derdim olsaydı, doğduğumdan beri bende olan bu bacakları, çok daha önce açar, bir biçimde olay yaratırdım. Bunca yıl, böyle bir saçmalığa gerek duymamışsam, bence herkes, ne dediğini durup bir kez daha düşünmesi gerekir!

Rakiplerin seni kıskanmış mıdır?
Şimdiye kadar sessiz sedasız devam ettim yoluma; gürültü yapmak gibi bir amacım yoktu. Ama oldu işte! Bir gün biri sizi fark ediyor ve şöhret oluveriyorsunuz. Rakiplerimin beni kıskandığını değil, fark ettiklerini düşünüyorum. Bu da onlarda, “Güçlü bir rakip geliyor!” kaygısı uyandırmış olabilir.

Kendini çok seksi ya da çok güzel buluyor musun?
Hayır; sevimli buluyorum! Çok güzel ya da çok seksi olduğumu düşünmüyorum. Ama çok şükür, elim ayağım yerinde; makyaj yapmadığım zamanlar da beğeniliyorum ve çevremdekiler beni güzel buluyor. Aslında, NTV’de çalışmaya başlamadan önce, çirkin ördek yavrusu gibiydim; sonra kuğuya döndüm!

Nasıl bir dönüşüm oldu bu? 
NTV’de çalışmaya başladığımda, beline kadar saçları olan; yuvarlak çerçeveli gözlükler takan, hafif tombik, hippi görünümlü bir kızdım. Ayrıca, oradaki ilk günlerimde, etrafımdaki muhteşem güzellikteki kadınlara ve birbirinden hoş erkeklere hayran kalmıştım. Onlardan görerek; giyinmeyi, kendime yakışanı seçmeyi ve kaliteli görünmeyi öğrendim. NTV bana çok şey öğretti; işimde parlamamı sağlayan bir okul oldu. Aslında, estetik filan yaptırmadım; yani bu hep bendim. Sadece özümü bulmam zaman aldı… Ve bu durum, Fox TV’de doruk noktasına ulaştı.

Hayatta; başımıza her şeyin gelebileceğini ve yaşamın bize sunduğu iyi-kötü her şeyi, büyük bir cesaretle kucaklamamız gerektiğini hatırlatırcasına gülümsüyor Özge Uzun. Ne çekim sırasında, ne de röportaj yaparken; mevzu ne olursa olsun, eksik etmiyor gülümsemesini yüzünden. Çünkü biliyor; yarın yeni bir gün ve mucizeler yeni günle gelir!

NOT: Perde arkasında, ben bu röportajın yarısında göz yaşlarına boğuldum. Sonra da bunun hiç profesyonel olmadığını düşünüp utandım kendimden. Özge, oğlundan büyük bir sevgiyle bahsettikçe daha çok ağladım. Genelde bunun tam tersi olur… Sanırım bu hem benim için bir ilkti; hem de Özge için…

2009 MART ESQUIRE TÜRKİYE

 

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Google+ fotoğrafı

Google+ hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Log Out / Değiştir )

Connecting to %s